18 Ocak 2010 Pazartesi

“KİRAZ” ÇİÇEK AÇMAYA DEVAM EDİYOR...!




Bir kadın düşünün...
Denizli’ de doğuyor...çalışıyor çalışıyor ve öğretmen oluyor...1998 yılında türkçe öğretmeni olarak Bodrum’a atanıyor..

Atandığı okulda önce müdür yardımcılığı derken kent merkezine 30 kilometre uzaklıktaki Çiftlik köyü İlköğretim Okuluna müdür olarak atanıyor...yaklaşık 57 yıllık eski bir köy okulu...150 öğrenci dört derslikli binada zor koşullarda okumaya çalışıyor...yani okul var da yok...

Okulu çağdaş bir eğitim kurumu seviyesine getirebilmek adına okulda yatıp kalkmaya başlıyor ve topuklu ayakkabılarıyla sponsorluk için çamurlu yollara düşüyor. Valilik ve kaymakamlıktan başlıyor, tüm sivil toplum dernekleri, kulüpler, holdingler, belediye, spor kulübü derken gezmediği yer, sıkmadığı el kalmıyor..

Elbette azmin elinden hiçbir şey kurtulmuyor ve iki trilyonluk kaynak sağlıyor. 16 derslikli üç katlı modern bir bina yaptırıyor...kalorifer, televizyon ve dvd li sınıflar, sonra laboratuvar, kütüphane, bilgisayar sınıfları...ardından bir bando takımı kuruluyor...eski sınıflar lojmana dönüştürülüyor... yetmiyor...AB kapsamında dünya bankasından kredi sağlayarak köylü gençlere İngilizce, kadınlara el sanatları, hediyelik eşya, dikiş-nakış kursu verilmesine de önayak oluyor..

Bir kadın düşünün...
Köyde gerçek bir mucize gerçekleştiriyor... İlk 17 öğrenci Anadolu ve turizm meslek liseleriyle süper liseye giriyor.. o kadının başardıklarından sonra Dağ köyü Çiftlik'ten kent merkezine olan eğitim göçü tersine dönerken, Bodrumlu aileler çocuklarını 12 öğretmenin ders verdiği köy okuluna yazdırmak için sıraya giriyor.


Bu mucize hikaye; Posta,Radikal ve Hürriyet gazetelerinde 'Her köye böyle bir Kiraz gerek', Öğretmen Mucizesi', 'Dalları bastı Kiraz' şeklinde çıkan haberlerle Ulusal gündeme taşınıyor.


Bu haberlerin ardından kısa bir süre sonra merkezde hayrırsever bir çift tarafından yaptırılan Mahinur Cemal Uslu İlköğretim Okulu’ na vekil okul müdürü olarak atanıyor...


Bir kadın düşünün... modern binası ve imkanları ile örnek teşkil eden bu daha şanslı devlet okulunda da oturmuyor...5 yıl içinde ciddi bir kurum kültürü oluşturuyor, Ulusal kalite hareketine katılıyor...İyi bir ekip kuruyor...Önce ISO belgesi alınıyor..hemen ardından beyaz bayrak...
5 yıllık taze bir okul düşünün... teniste birincilik, karatede birincilik, voleybolda ikincilik ve üçüncülük...sosyal aktiviteler, duvarlarında rengarenk resimler...müdür odasının kapısının daima açık olduğu, güleryüzlü bir okul düşünün...Bodrum’ da herkesin kolej zannettiği, etrafta kolej diye bahsettiği aslında bir devlet okulu...


Bodrum’ da güzel şeyler de oluyor...


Türkiye’de hala idealist öğretmenler ve yöneticiler var..


Müdür odasındaki kupalara ve plaketlere bakarken “ Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz” sözü düşüveriyor gölge gibi aklıma ...


Bir kadın düşünün...adı:Süheyla...soyadı: Kiraz...
Gülümsemesini hiç ama hiç kaybetmiyor...
Biliyorum ki nerede olursa olsun, orayı ışığıyla aydınlatacak...ve biliyorum ki ülkemin karakışına rağmen, dalları hep “kiraz” basacak...
Az buçuk kalmış “kiraz”lar, olan biten herşeye inat, hep çiçek açacak!!!

28 Aralık 2009 Pazartesi

Umudunuz bol olsun!



Tükenmek üzere olan,
Şu kısacık an,
Yakında yok olacak...
Ve ister altından yapılmış,
İsterse acıyla yüklü olsun,
Bir kez daha
aynı kılıkla
karşınıza çıkmayacak...

24 Aralık 2009 Perşembe

Ne yaptın yine şebooo...



Güneş batınca fark ettim,

Bütün hayallerim caddeye uzanmış,

Tüm doğru bildiklerim asfalta akmış,

Hepsi serapmış...




İstiklal caddesi kadar Şebo...

20 Aralık 2009 Pazar

Bundan tam 1 yıl önce oradaydım...


Yukarıdaki gün; resimdeki küçükhanımın yuvadan uçtuğu gündür.
Bendeniz, bu uçuş gecesinde, o odada olan nadir satsumalardan biriyim...
Kendisinin pek çok lakabı vardır...Bende ki "Domdom" dur... Sebebini kendileri iyi bilir... Gecenin sonunda eline aldığı cüzdanı, nidalarla havaya sallamasıyla, lakabını bir kez daha doğrulamıştır:)
Söz uçar, yazı kalır...
Ssatsuma der ki: elele yürüdüğünüz bu yolda; güneş hep önünüzde, gölgeler arkanızda kalsın...
Ah ne kahraman ne cesur,
Ne güzel çocuklardık..
Her yeni günü ümitle,
Nasıl kucaklardık...
Hem utangaç hem hevesli,
Mektepli sevgilerdik..
Pek kırılgan pek acemi,
Bir söyler bin gülerdik!!!

11 Aralık 2009 Cuma

Babamın Anısına...


melek babam, melek olalı 3 yıl oldu... onun anısına...

23 Kasım 2009 Pazartesi

Alışmadık g.tte, don durmaz!


Ben genelde hasta olmam. Hayatımda iki üç diş apsesi vakası dışında, çocukluğum dahil antibiyotik kullanmışlığım yoktur. Çocukken tüm okul arkadaşlarım sürekli hasta olur ve antibiyotikle yaşarlardı. Hayatımda bebekken olanlar hariç hiç aşı olmadım. Her aşı günü tabana kuvvet okuldan kaçmışımdır. Doktor, ilaç, aşı falan sevmem yani ben. Biraz ihmali de severim doğrusu. Büyüdüm ama herşey aynı. Başım ağrıdığında bile düşünmemeye çalışır, çok tuttuysa gider yatarım. Kalktığımda hiçbirşey kalmamıştır. Sadece acıktığımda yemek yerim, düzenim saatim yoktur. ( ayıptır söylemesi vücudum da, tanıyanlar bilir taş gibidirJ) . Uyku saatim yoktur genelde gececi baykuşlardanımdır, uykum gelmeden yatağa gitmem. Günde 1.5 paket sigara içer, alkol severim...Hiçbir şekilde çok gerekmedikçe ne ilaç, ne de vitamin kullanmam. Doktor kontrolüne gitmem... check-up yaptırmam... Ben biraz allaha emanet yaşarım....

Yaklaşık on beş gündür hastayım. Yıllardır böyle hasta ve böyle yorgun olmamışımdır desem yeridir. Ufak bir boğaz kaşıntısı, hafif öksürük derken, bir anda kendimi uzmanların çökmüş bağışıklık sistemiyle yataklarda buldum. Hafif tırsmadım desem yalan olur. Malum ortalık kuştu, domuzdu, h1 di, a tipydi tuhaf tuhaf virüslerle kaynıyor. Önce kendimi doktorda, ardından güvenemeyip hastane acilinde burnumda o saçma maske ile buldum. Bir kaç departman gezmesinden sonra yaşadığım ağır durum ve semptomlar doktorlara yetmemiş olacak ki, elime tutturulmuş bol parasetomollü reçete ile eve geri gönderildim. Yatağa bir yattım, yatış o yatış. Ateş yok ama üzerimde dövüşüyorlar sanki.

Tüm hayatımı bir anda stand-by konumuna alıp yatakta günlerimi geçirmeye başladım. Ypacak bişey yok, zaten kalkmaya derman yok. Notebook’u kucağa alacak hal bile yok. Bol bol tv haliyle elinde kumanda, en zahmetsiz meşgale. Ana haberde Uğur Dündar’ın yüzündeki dehşet ifadesini gördükçe, ölü sayısını duydukça daha da büzüşüveriyorum yatağa. Her kanal bir başka belirtiden bahsediyor...mide bulantısı mı dedi... akabinde 20 sn içinde midem bulanmaya başlıyor... kas eklem ağrısı mı dediler, saniyede kollarım dirsekten kopup önümde sallanıyor.Şu yemyeşil evlere şenlik satsuma halim gitti, döndü sapsarıya, soldu. Bir de hastalığın üzerine paranoya..yusuf yusufum yahu ...

Hemen şu duymaktan artık içime ikrah gelen bağışıklık sistemini güçlendirmek için motorize birlikleri devreye soktum. Alkol zaten kesilecek prstml. şokuna girmemek için şart. Sigara en aza indirilecek.( Bu saatten sonra azaltsam kaç yazar 15 yaşımdan beri non-stop içiyorum..bir çeşit bacayım ben artık) Meyve suyu içilecek. Mandalina portakal derken nar suyunu keşfettim. Şuymuş, buymuş pek bir övüyorlar bu ara deneyelim dedik. Çiğ çiğ sarımsak ve soğan yemekten mide midelikten çıktı artık işkembeye döndü. Az haşlanmış brokoli, karnıbahar, yok balık yağı, c vitamini, ceviz, öte yandan ağzıma koymadığım ve saçmalığın daniskası bulduğum bitki çayları özellikle ekinezya bazen gingseng...vs. Bir öksürük var ki içeriden duydu mu sesini salonda Erol Taş oturuyor zannedersiniz. Saatlerce ayağımla yeri teperek dövünüp duruyorum. Şurubun yanına hemen şlak ballı zencefilli süt...Kışın pek te meyve ağzına koymayan ben, yanında kallavi bir meyve tepsisi akşamlarını portakal ağacı mutasyonuna uğramış bir şekilde erkenden yatağa yollanıyor. Malum düzen uyku falan önemli. Sürekli sağlıklı olduğu söylenen şeyleri yiyip içip, eşimle birbirimizin omzunu sıvazlayıp, mütemadiyen birbirimizi takdir ediyoruz. Vaaay bugün ne sağlıklı yaşadık, süper bir gündü diye diye günler geçiyor...gel gör ki ben yine hastayım....Herşeyi yapıyorum ama ayağa kalkamıyorum.

Ne yapsam ne yesem olmuyor. Daha iki gündür hafiften dolanmaya başladım, ne zamanki ilacı kesip ufak çapta balık-rakı olayına girmeye başladım, işte o zaman gözümün feri geldi. Espriler havalarda uçuşuyor, kendime geldim be, oh ya. Dedim içimden “ulan ssatsuma, sağlıklı yaşam senin neyine..” olmuyor işte...

Hala ilk boğazım battığında, eski usül, dostlarımla Ankara da yaptığımız gibi( bu bir ankara usülüdür de zaten) boğazımı sıkıca bir atkı ile sarıp, olabildiğince kalın giyinip, kanyak( “tabii” olursa daha etkili) ve yanında mandalina yiyip,terleyip, ertesi güne çakı gibi iyileşmek dururken; ben neden kendimi hastane yollarında buldum bilmiyorum ve çok kızıyorum. Galiba yaşlanıyorum. Ama ne demiş bazı büyüklerimiz: Alışmadık g.tte, don durmaz!

6 Ekim 2009 Salı

Oynakbaşı olmadan, Oymakbaşı olmak!!!



Malum, yerel seçimlerden önce birçok grup beni de kendi bünyelerine çekebilmek için çok uğraştı. Bir oyun bile ne kadar önemli olduğu düşünülünce haklı bir durumdu bu. Ancak defalarca, oyumu burada vermediğimi tek tek, herkese izah ettim. Yıllarca Nişantaşı’nda yaşadığımdan dolayı oyumu şişli bölgesinde, elbette Sarıgül’e verdim.


Yerel seçim öncesi, Bodrum’da tanınan ve çok sevilen iyi bir gazeteci arkadaşım “Kim kazanırsa kazansın, Bodrum bir beş yıl daha kaybetti” demişti. Bodrum gibi aslında dünyanın St.Tropez’i olabilecek güzelliğe ve lokasyona sahip bir kent için; en az üç - dört dil bilen, uluslararası ilişkileri kuvvetli, vizyon sahibi, Ankara ile ilişkileri güçlü ve oturmuş, çalışkan, dinamik, ...vs..vs bir kişi hayal ediyorduk biz..


Kocadon; içinde benim de tanıdığım ve çok sevdiğim, kaliteli, kıymetli insanların da olduğu iyi bir ekip kurdu. Bu ekipten birçok kişi, hiçbir karşılık beklemeden gece gündüz çalıştılar ve seçimden önce bizzat bana kendi ağzıyla söylediği “Benim zaten soyadıma oy verecekler, özel bir kampanya yapmama gerek yok!” diyen Kocadon’u çok az bir farkla başkanlık koltuğuna oturttular. Yine bana seçimden önce “Biz bu günlere kimselere danışmadan geldik!” diyen diğer aday, kimselere danışamadan patladı gitti! Artık esamesi okunmuyor.


Gelen gideni aratacak mı? Bunu zaman gösterecek. Ama şimdi iyi niyetli olduğunu düşündüğüm taze belediye başkanından bir vatandaş olarak, diskoya gitmek dışında bir takım hizmetler bekliyorum.


Bunları paylaşmak istedim:


Gürültü kirliliği sorunu nasıl çözülecek? Artık çarşaf çarşaf tüm gazetelere manşet olmuş sabıkalı Catamaran ve Mandarin Hotel’in alt mekanı olan TIKKY‘ye neden dokunulmuyor? Sabaha karşı beşte elektrik almış gibi yataktan fırlayıp karı koca kolbastı yapmaktan helak olduk vallaha...


Çok hafif bir eylül yağmurunda barlar sokağını kesen tüm ara sokaklardaki mazgallar ve logarlar taştı. Onlar dolunca evimin avlusunda, paçaları sıvayıp elimizde kovalarla sabaha kadar su boşalttık. Evimizi su basacak diye on dakikada bir aradığımız ve Bodrum’da tek olduğunu öğrendiğimiz açma ekibi 3.5 saat sonra teşrif etti. “Her yer taşıyor yetişemiyoruz” diyen belediye görevlisinin “izin verselerdi de yazın yağmur yağmadan tüm logarları açsaydık kışın hiç sorun yaşamazdık” serzenişlerini belediye büyüklerine iletmeyi borç bilirim. Hayır iki damla yağmurda yaşadıklarım ortada, kışı düşünemiyorum. Altyapı ve ekip arttırımı konusunda neler yapmayı düşünüyorsunuz? (Sürekli logar basan ev ve otelleri hiç konuşmuyorum bile...Allah kötü kader yazmasın.... )


Açıldığı günden bu yana bizi heyecan fırtınasına sürükleyen gemi yanaşma iskelesi ne zaman çakma turistli çakma gemilerden kurtarılıp, gerçek kaliteli profilli cruise’lara geçecek? Sürekli Fransız şapkalı amcalar, İspanyolca konuşan teyzeler yanımdan geçip duruyor, daha bir adaçayı almış olanını görmüş değilim. Kendileri bol bol grip virüsü getirip dönüyor. Şaka bir yana Bodrum’un turist profili gün geçtikçe düşüyor. Madem ki böyle bir iskele yapıldı, bunun yurtdışıyla ciddi bağlantılarını sürdürecek, önümüzdeki beş yılın her gününü doldurabilecek ciddi bir ekip kuruldu mu, gerçek Bodrum esnafının yüzü önümüzdeki yıllarda bir nebze gülecek mi diye merak ediyorum? (32 TL’ye meatball satan kumbahçe yaratıkları hariç.)


Her sene çıkan orman yangınlarında hektarlarca yeşil alan yok oluyor. Bunların yerine yeşillendirme projeleri yapılıyor mu? Tema Vakfı ile ortak çalışmalara girildi mi? Tekneyle her çıkışımda, denizden karaya şöyle bir baktığım her seferinde; Bodrum gözüme daha kelek gözüküyor. Aman diyeyim...


Yaz bitti. “Bodrum’a yazın kapasitenin üzerinde tatilci ve turist geliyor, su yetmiyor” geyiğini duymaktan içime ikrah geldi artık. Kardeşim yaz bitti, okullar açıldı, lig başladı, yaprak dökümü başladı, herkes gitti. Daha neyin susuzluğu bu anlamak mümkün değil. Yine makinaları çalıştırmak ve banyo yapmak için akşam dokuzu beklemek zorundayım. Buraya kışın ve baharda yağan yağmur, hiçbir büyükşehre yağmıyor. Bu sular nereye gidiyor yahu?! Yıl 2009, çamaşır yıkamak için de akşam saati mi beklenir canım, çüş artık!


Homeless' ların çadırlarını tekme tokat kaldıran acımasız zabıtaya da buradan bir çift sözüm var. Siz güçsüzlerle uğraşacağınıza sokağımın başında eski başkanın yakını olduğu söylenen boncukçu ailesi (nam-ı diğer Addams Family) kabus gibi sokağın başına sandalyelerle barikat kurmuş, sokağa ne girmek ne çıkmak mümkün. Onları kaldırsanıza! Resmen sokağı işgal ediyorlar arkalarında da leş gibi sokağa kokusu yayılan umumi tuvalet! Buraya kadar geiyor, onu görmüyorsunuz pes doğrusu. Belediye kendilerine bir yer gösterdi de evsizler mı gitmedi? Koca Bodrum’da sokakta yatanlara sığınabilecekleri bir yer bulmak zor olmasa gerek diye düşünüyorum. Ne demişler az laf çok iş!


Türkiye’nin büyük gururu, kendi işinde duayen; ancak ne var ki Bodrum’a pek de fazla bir katkıda bulunmamış rahmetli Ahmet Ertegün’ün eşi Mika Ertegün ile işbiriği yapmak güzel bir girişim. Zamanında A. E Bodrum Caz Festivali projesi için kendisi ile görüşüldüğünde “Sizin paranız benim ismime yetmez” cevabının alındığı Ertegün ailesinde, fikirlerin değişmiş olduğunu görmek pek güzel. Şimdi aynı işbirliği; okul ve okul aile birlikleri, sivil toplum örgütleri, özel örgütlenmeler, meslek temsilcileri, öğretim üyeleri ve gazeteciler ile biraya gelinen organizasyonlar ve fikir alışverişleri Bodrum için yararlı olurdu diye düşünüyorum.


İki yıl içinde tüm turizm bölgelerindeki palmiyeleri bitireceği söylenen(!) kırmızı palmiye böcüklerine dikkat..


Bodrum’a yeni bir tanıtım filminin çekilmesi, yurt dışında ve içinde yıllar boyunca bozulan imajın tekrar düzeltilmesi, eski yeldeğirmenlerinin restore edilmesi, kültür sanat ve spor etkinlikleri, Kale’ deki İngiliz Kulesi’nde eski günlerdeki gibi şarap içilebilmesi, altyapı, üstyapı ...............o hoooo...... öyle çok iş var ki Bodrum’da çay içecek, squash oynayacak vakit yok!!


Seçimden sonra taze başkanı etrafta görmek bana hiç kısmet olmadı. Oy toplamak için seçim öncesi dolaştığı gibi biraz daha sokaklara inerse, benim burada naçizane köşemin yetmediği pek çok eksiği gediği kendi görüp el atmak isteyecek zaten.


Sokak; belediye odalarından, koltuklardan daha keyiflidir , nabız tutmaksa bu işlerde çok önemlidir. Benden söylemesi..


Haydin kolay gelsin!